02:00
05 Eylül 2026 Cumartesi
Allah bana akıl vermiş, fikir vermiş. Ben kimsenin aklıyla hareket etmem. Benim doğrum benim doğrumdur, yanlışım da benim yanlışımdır. Kimseden icazet almam.
Ben her ne şartta olursa olsun özelleştirmeye karşıyım kardeşim.
Bir ülke büyük olacaksa üretecek, kaynaklarını koruyacak ve elindeki imkânları geleceğe taşıyacak. Mesele yapmak olmalı; yıkmak veya satmak değil.
Devlet kurumları zarar ediyorsa bunun sebebi araştırılır, yanlış yönetim varsa düzeltilir. Ama “zarar ediyor” denilerek çözümü özelleştirmede aramak bana göre doğru değildir.
Çaykur gibi stratejik kurumlar, ülkenin önemli kaynaklarıdır. Aynı şekilde 15 Temmuz Şehitler, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri de bu ülkenin gelir sağlayan, geleceğe bırakılması gereken değerleridir. Bunlar altın yumurtlayan tavuksa, tavuğu kesmek yerine daha fazla yumurtlatmanın yolunu bulmak gerekir.
Bu benim şahsi kanaatimdir ve açıkça söylüyorum: Babam bugün mezardan kalkıp gelse, yine bu fikrimden vazgeçmem.
Böylesine kritik meselelerde milletin iradesine güvenilmesinden yanayım. Gerekirse referandum yapılır, millet ne diyorsa o olur. Olmadı, sandıkta milletin önüne konur; 2027’de yapılacak genel seçimde halk hangi siyasi partiye, hangi hükümete yetki verirse, bu kararları da o irade verir.
Devletin malı milletin emanetidir. Emanete sahip çıkmak da bizim millî ve ülkücü duruşumuzdur.
Yapmak kolay değildir. Yıkmak ise bir günde olur. Biz yıkmanın değil, devletin ve milletin değerlerini koruyarak daha büyüğünü yapmanın tarafındayız.
Eğer bu söylentiler gerçek ise ki, gerçek; Resmî Gazete’de yayımlandı. O hâlde bu hatadan en kısa zamanda dönülmeli, özelleştirme gibi ucube işler rafa kaldırılmalıdır.
Önüme bir haber düşmesi neticesinde,
gün içerisinde, Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek’in yaptığı çalışmaları ve kısa zamanda ortaya koyduğu kararlı duruşu takdir etmek, hakkını teslim etmek adına bir paylaşım yaptım.
Bu paylaşımın altına, fikir ayrılığı yaşadığımız bazı arkadaşlarımız Melih Gökçek üzerinden eleştirilerde bulundu.
Buradan Adalet Bakanımıza sesleniyorum:
Melih Gökçek üzerinden sürekli aynı tartışmaların gündeme getirilmesi, bugün yapılan güzel işlerin de gölgelenmesine vesile oluyor. Siyaseti bırakmış bir isim üzerinden ne Adalet Bakanımızın çalışmalarının ne de, Cumhur ittifakının yıpratılmasına artık fırsat verilmemeli.
Eğer Melih Gökçek hakkında kamuoyunun vicdanını rahatsız eden iddialar ve dosyalar varsa ki var, Sayın Bakanım; gerekirse dosyalar raftan indirilsin, hukuk içerisinde sonuna kadar incelensin. Varsa bir suçu gereği yapılsın, cezası neyse çeksin. Suçsuzsa da aklansın ve kamuoyunun vicdanı rahatlatılsın.
Çünkü mesele Melih Gökçek’i korumak ya da hedef almak değil. Mesele, adaletin herkes için aynı şekilde işlemesidir.
Ben Adalet Bakanlığı’na güveniyorum. Kim olursa olsun, hukuk neyi gerektiriyorsa onun yapılmasını istiyorum.
Melih Gökçek üzerinden yara kaşımak yerine, varsa dosyası sonuçlandırılsın.
Suç varsa ceza, suç yoksa beraat.
Böylece kimsenin yaptığı güzel işler de başkasının gölgesinde kalmasın.
Dün oynanan ve bugün hala infial yaratan Kocaelispor – Amed maçında 5 tane gencimize gözaltı karı alınmasını yanlış buluyorum. Yeri geldiğinde bütün tribün sarı poşet sallarsa, 35-40 bin kişi gözaltına mı alınacak ?
Sarı çöp poşeti suç unsuruysa kaldırılsın. Sarı yağmurluk, sarı mont, sarı atkı da mı suç unsuru olacak ?
Yarın sarı olan her şeye şüpheyle bakacaksak, güneşe de bir tedbir alalım bari. Gökkuşağına da ayrıca izin belgesi çıkarırız artık!
Amed bizim, Kocaelispor da bizim. Futbolu siyasete alet etmeden, tribünde yaşananları da gerektiğinden fazla büyütmeden bakmak lazım.
Kocaelispor taraftarı tü kaka, karşı tarafın taraftarı Pamuk Prenses mi ?
Futbol bu… Karşılıklı restleşme de olur, laf atma da olur, gerilim de olur. Bunları hemen memleket meselesi haline getirmenin kimseye faydası yok.
Devletimizin güvenlik hassasiyetini anlıyoruz, görev yapan güvenlik güçlerimize de saygımız sonsuz. Ama gençlerimizin elindeki sarı poşetten daha büyük meselelerimiz var.
Asıl mesele gençlerimizi kazanmak, topluma kazandırmak; vatanına, milletine ve devletine bağlı bireyler olarak yetiştirmektir.
Gençlerimizi devletten uzaklaştıracak değil, devletine güvenen ve milletine bağlı insanlar haline getirecek bir anlayışı savunmalıyız.
Futbol sahada kalsın, siyaset tribüne taşınmasın.
Devlet bizim devletimiz, gençler bizim gençlerimiz, Kocaelispor bizim sevdamız. Gençlerimizi kazanmak, kaybetmekten çok daha değerlidir.
Gölcük ve Ulaşlı bölgesinin tanınan ve sevilen genç iş insanı Metin Ak, iş için gittiği Küba da hayatını kaybetti.
Karadeniz Holding’in Küba’daki projelerinde taşeronluk firma sahibi olarak bulundupu öğrenilen Metin Ak’ın ani vefatı Gölcük’ü yasa bodu.
Metin Ak’ın cenazrsinin 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü (Yarın) Türkiye getirileceği öğrenildi.
Merhum Metin Ak’ın cenazesi 28 Ağustos 2026 Cuma günü Cuma namazına müteakip Ulaşlı Cami’nde kılınacak cenazr namazının ardından Ulaşlı Mezarlığı’na defnedilecek.
Senelik izindeyim, tatildeyim. “yazmayayım” dedim. Önüme bu haber çıktı, sinirlendim. Yazmadan da edemedim.
BIRAKIN LAN BU İŞLERİ!
Artık şu beyinleri biraz çalıştırmanın zamanı geldi!
Avrupa’yla futbolu mukayese etmek istiyoruz ama tribün kültüründe Avrupa’nın belki yüz yıl gerisindeyiz. Avrupa’da insanlar aynı tribünde, yan yana, omuz omuza maç izleyebiliyor. Rakip takımın taraftarıyla aynı ortamda oturuyor, seviniyor, üzülüyor ama birbirinin formasına, rengine, çocuğuna karışmıyor.
Biz daha üç-dört yaşındaki çocuğun formasına tahammül edemiyoruz!
Sadeleşin lan, geçin bu işleri!
Futbol dediğiniz şey kavga, tehdit, baskı ve kabadayılık değildir. Futbolun içinde rekabet vardır, heyecan vardır, rakibe saygı vardır. Ama üç yaşındaki çocuğa “Sen bu formayı giyemezsin” demek neyin kafasıdır?
Ben artık Türkiye’de başka bir tribün kültürü görmek istiyorum.
İki takımın taraftarı aynı tribünde, iç içe, yan yana, omuz omuza maç izleyebilmeli. Rakibinin golüne saygı gösterebilmeli. Çocuklar babasının elinden tutup maça girebilmeli ve üzerinde hangi forma olursa olsun kendini güvende hissedebilmeli.
Asıl statlardan uzak tutulması gerekenler de bunlar değil mi?
Kavgayı körükleyen, tribünü kendi mülkü sanan, “tribün lideriyim” diyerek futbolun üzerinden para ve nüfuz devşiren, türlü alengirli işlerin içine giren tipler…
Asıl bunların statlara girmesi haram!
Yoksa çocuk formasını giymiş, rakip taraftar yanında oturmuş, biri sevinmiş biri üzülmüş… Bundan ne çıkar?
Yıllardır sahada başarı yok, ama tribünde birbirimize racon kesmekte dünya markası olduk!
Avrupa’yı örnek alacaksak sadece futbolcusunu, transferini, stadını değil; ahlakını, tribün kültürünü ve rakibe saygısını da örnek alacağız.
Artık bu kafaları değiştirelim.
İnsanları birbirinden ayıran değil, omuz omuza getiren tribünler istiyoruz.